
Ange Yayınları’ndan çıkan 3 kitabı ile dikkatleri çeken Burki Buhran ile siz okurlarımız için söyleştik.
Keyifli okumalar.
-Okurlarımız için kısaca Burki Buhran’ı tanıyabilir miyiz?
1976 yılında doğdum. Uzun zamandır roman, novella, şiir ve öykü yazıyorum. Mütercim-tercümanlık eğitimi aldım ve çevirmenlik geçmişim var. Uzun süre vokalist olarak müzik yaptım, çocukluğumdan itibaren basketbol oynadım ve biraz da resim yapıyorum.
-Ange Yayınları’ndan çıkmış 3 kitabınız var: ‘Renkli Boşluk’, ‘Ada Yok. Ada Olsun.’, Ölü Balık. Belli aralıklarla çıkan bu üç kitabınızın hazırlık-yayın sürecini, varsa birbirleri ile olan bağını, ortak yanlarını ve hem konularını hem de farklılıklarını anlatır mısınız?
Ben İstanbul doğumluyum, hayatımın neredeyse tamamı bu şehirde geçti. Çoğunlukla bilinç akışı tekniği kullanarak metropolitan insanının psikolojisini, duygu durumunu, yaşamını anlatmaya çalıştım. Gözlemlerime dayanarak ve kendimden de yola çıkarak…
-İçsel savaşlar-çatışmalar romanlarınızın merkezinde. Bu çatışmaların kaynağını nerede görüyorsunuz? Siz neresindesiniz?
Yarattığım karakterlerin psikolojisini irdeliyorum, bu da yazdıklarıma bir derinlik katıyor sanırım. Sonuçta 21. yüzyıl insanını anlatıyorum ve bu çağın getirdikleri ve götürdükleri var. Kendimi pek soyutlayamam fakat yazdığım şeylerde kendi yaşadığım hayattan bire bir alınmış bir şey yok.
-Romanlarınızdaki dil oldukça yoğun, yer yer şiirsel. Bu dil sizin duygularınızı bastırmanın bir yolu mu, yoksa onları daha çıplak biçimde ortaya koymanın bir yöntemi mi?
Duygularımı daha net ifade etmenin bir yolu sanırım. Müzik yaptığım yıllarda çok fazla şarkı sözü yazdım ve ayrıca hâlâ şiir yazmaktayım, bunun da etkisi vardır.
-Yazma sürecinizde karanlık duygularla baş etme biçiminiz nedir? Yazmak bir terapi mi, yoksa o karanlığı daha da mı büyütüyor?
Yazmak benim için bir terapi diyebilirim. Ayrıca yazma sürecinde müzik dinlemeyi, kitap okumayı ve film izlemeyi severim.
-Kitaplarınızda umut genellikle sessiz bir biçimde var. Siz umuda inanıyor musunuz, yoksa o da insanın kendini kandırma biçimlerinden biri mi?
Umuda inanırım, umut güzeldir ama herkes gibi benim de umutsuzluğa kapıldığım zamanlar oluyor.
–Karakterleriniz genellikle yalnız. Sizce yalnızlık bir eksiklik mi, yoksa insanın kendini tanıması için bir zorunluluk mu?
Büyük şehirde insanlarda bir yalnızlık ve iletişimsizlik var. Ben de zaman zaman bu konuyu işliyorum çünkü oldukça ilgimi çekiyor. Yalnızken insan kendini daha iyi tanıyabilir ve bu durum onu güçlendirebilir, fakat sosyalleşmek de önemli.
-Günümüz okuru genellikle hızlı tüketime alışkın. Derin, edebi bir anlatım kullanan birisi olarak bu çağın edebiyat algısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yoğun bir tüketim alışkanlığı olan bir toplumda yaşadığımın farkındayım. Her şey de olduğu gibi edebiyatta da böyle maalesef. Günümüz okurunun hızla tüketmeye alıştığını biliyorum. Bu çağ, her şeyi olduğu gibi edebiyatı da aceleye getiriyor. Ben bunu kafama takmadan, az tüketip öz ve dilediğim gibi üreterek ve kendi sesimi koruyarak yoluma devam etmek istiyorum.
-Son olarak, Burki Buhran’ı yazmaya iten-sürükleyen ilk kırılma neydi? Eğer o an olmasaydı, bugün yine yazar mıydınız?
İlk öykümü Leo Malet’nin bir kitabını okuduktan bir süre sonra yazmıştım. Öyle bir kırılma anı yaşadığımı hatırlamıyorum. Yazmayı her zaman sevdim. Ortaokul yıllarında da yazardım ve beğenilirdi. Yazmak hep içimdeydi.